Yaşamak…

Sadece nefes almak yeterli mi yaşıyor sayılabilmek için bu hayatta? Oysa ki hissetmek de mühim. Hem de ne mühim. Bir o kadar da derin bir mevzu değil midir?

“Biri olmak gerek bu hayatta, en azından biri için.”

Derin mevzular bunlar azizim, derin.

Reklamlar

Yaşamak…

Sadece nefes almak yeterli mi yaşıyor sayılabilmek için bu hayatta. Oysa ki hissetmek de mühim. Hem de ne mühim. Bir o kadar da derin bir mevzu değil midir?

“Biri olmak gerek bu hayatta, en azından biri için.”

Derin mevzular bunlar azizim, derin.

Benim Hikayem

Zaman dediler. “Zaman” her şeyin ilacıymış. Bir hikayem vardı, herkesin olduğu gibi. Bir tarihte yazılmaya başlandı. Hikayeleri bilirsin, giriş – gelişme ve sonuç. Bir de başlığı olmalıydı.

Girişi oldukça sıradandı benim hikayemin. Tıpkı birçoğu gibi diğer hikayelerin. Doğdum, büyüdüm, öğrendim. Gelişme kısmı daha eğlenceliydi girişe nazaran. Hayatı keşfetmeye başladım ve insanları. Canım acıdı çoğu zaman, gülümsediğim de oldu tabi zaman zaman. Yeni insanlar tanıdım. İçlerinde, canımı yakanlar da oldu, onu elinde tutanlar da… En azından bir süre… Sonra sen geldin bir yerlerden bir şekilde. Hikayemin asıl gelişme kısmı başlamış oldu işte tam o zaman. On bir sene. Dile kolay tam on bir sene… İçi dolu dolu uzun bir zaman dilimi. Birlikte güldük, birlikte üzüldük, birlikte başa çıktık bir çok sorunla ama birbirimizle başa çıkamadık. Birbirimizi olduğu gibi kabul edemedik. Bazı şeyler içimizde kaldı. İçimizde birikti bazıları da bir yığına dönüştü ve sonunda tüm ağırlığı ile üzerimize yıkıldı ne var ne yoksa. Sonra… Sen gittin. Her şey gitti. Herkes gitti. Zor oldu hem de çok zor. Devam etmeye çalışıyorum evet. Buna mecburum. Bu can bu bedenden çıkmadıkça bir şekilde yaşamaya devam etmek zorunda insan. Yeniden kendimi bulacağım, biliyorum zaman alacak ama yapacağım. Sen de öyle. Yeni suretler tanıyacağım. Bu suretlerden bazıları yine canımı yakacak biliyorum. Kimi daha yakın duracak bana kimi daha uzak. Kiminden ben kaçacağım. Birileri yine ruhuma dokunacak belki ben de bazılarının ruhuna dokunacağım. Belki biri olacak ya da ben biri olacağım birileri için.

Neden mi yazıyorum bunları? Bilmiyorum. Belki içimde taşıdığım yükün ağırlığını biraz olsun hafifletebilmek için. Belki yazmak bana nefes alacak bir alan oluşturduğu için. Tam olarak emin değilim. Hikayem devam ediyor. Ne sonuç kısmı belli ne başlığı. Bilirsin başlık, hikaye bittikten sonra konur. Hani diyor ya; “Hayatıma giren her şeye, herkese… Teşekkürler! Büyüyorum sizinle.” Sen, ömrünün sonuna kadar çok mutlu ol bundan sonra. Çünkü herkes gibi sen de bunu sonuna kadar hak ediyorsun. Hikayem, asıl seninle başladı şimdi ise bir şekilde devam etsin. Huzurla, sevgiyle…

Birlikte…

Hadi! Gidip herhangi bi bir yerde herhangi birşey içelim birlikte ve herhangi bir konu hakkında konuşalım herhangi başka bir zaman dilimine kadar. Birlikte olalım sadece herhangi bir çift gibi ve herhangi bir gece vakti sarılıp rüyalara dalalım seninle.

Ne kadar derinse hikaye o kadar karanlıktır yolu.
Sen, elinde bir fenerle ilerlerken,
Ardın hep karanlık kalır.
Ardına baksan önün, önüne baksan ardın kararır.
Aslına bakarsan;
Karanlıkta yürümeyi öğrenmektir doğru yolu.

Huzuru Bulmak

Sıyrılıp geçmişin ağır zifrinden
Huzura ulaşıncaya dek
Devam etmeli insan yürümeye
Ve ben azizim… ve ben
O lanet huzuru bulacağım güne yürüyorum
Her ne zaman ki bulursam
İşte o zaman duracağım
O durmak ki ama öyle böyle olmayacak
Bir geminin attığı demir gibi
Bir kayanın deniz tabanına oturduğu gibi
olacak duruşum
Ne var ne yoksa duracak

ADINDI MUTLULUK

ADINDI MUTLULUK

Aklımda her an
Sendin hep kalbimi dolduran
Zaman zaman gördüğüm yüzler
Şimdi oldular hep yalan

İnanmak mı daha güç olan
Dayanmak mı bilemedim inan
Oysa, daha dün sendin elimi tutan
Bugünse hayalin geriye tek kalan

Düşünmek bir ızdırap
Kurgular, hep zihnimi esir alan
Oysa beni özgür kılan
Bir kalem ve bir kağıt masada duran

Dönüp sorsalar bana geri
Neydi hayatta en sevdiğin
Dil söyler adını çaresiz
Önce sendin şimdi mazi

Nasıl bir his bir bilsen
Bir an adındı mutluluk
Şimdi kara bir kapının hüzünlü zili sesin
Ve üzerime toprak atandı aslında sözlerin

Kırılmak zaman alır

Bir kadın neden susar?
Kırılmıştır susar,
Kırmamak için susar,
Güçlü kadını kırmak da güçtür.
Bunu başardıysanız eğer,
Çok ciddi bir şey yapmışsınız demektir.
Ama o susar.
Çünkü kadın susmaz ise,
Duramazsınız, karşınıza çıkan dalganın karşısında.
Yıkar geçer,
İyileşemezsiniz bir daha.
Üzmemek gerek kadınları.
Kırmamak gerek kadınları.
Ama hayat hiç bir zaman adil olmadı.
Tüm kırdıklarımdan özür dilerim.
Beni kıranların da isimlerini heybemde saklamaya devam ederim.

Yalnız Rüya

Oturduğu yerden yavaşça doğrulup masaya yaklaşırken, ahşap sandalye uyuşuk uyuşuk çatırdadı. Önündeki cam masanın üzerinde duran, yarısı boşalmış bardağı dikkatlice kavradı ve iki büyük yudum aldı. Bardağı masaya geri bırakırken gözü, yerde duran cam kırıklarına ilişti. Bir an yüzünün kızardığını hissetti Salih ama hemen kendini toparladı. Bahçesinde oturduğu çay bahçesinin, denizi karşıdan gören güzel bir manzarası vardı. Üzeri asmalarla kaplı, salkım salkım üzümlerin sarktığı, güzel ve sakin bir yerdi burası. Akşamları, soğuk bir bardak bira ve yanında tuzlu fıstık, denizin de eşsiz manzarası eşliğinde vazgeçilmez bir keyifti Salih için. Kıyıya vuran dalgaların ruhunu yıkadığına inanırdı.

Kırklı yaşların henüz başlarındaydı Salih. 180 cm boylarında, zayıf yapılı bir adamdı. Birayı sevdiğinden, ufak da bir göbeği vardı. Ne yaptıysa bu ufak göbeği eritememiş ve onunla yaşamayı öğrenmişti artık. Özel bir şirkette çalışıyor ve gayet sıradan, monoton bir hayat yaşıyordu. Tıpkı bir çok insanın yaşadığı gibi sıradan bir hayat. Hayatında başka kimse yoktu. Yaşamında dahil edebilecek birini aramayı bırakalı uzun zaman olmuştu. Yalnızlığa alışmıştı artık.

O akşam yine mesai bitiminde iş yerinden çıkmış ve evin gelmişti. Duş alıp, üzerini değiştirmiş, yemeğini de yedikten sonra evinden çıkıp her akşam vakit geçirdiği çay bahçesine gelmişti. Birasını ve tuzlu fıstığını söyleyip, denizi seyrederek kendi ile baş başa vakit geçiriyordu. İkinci biradan sonra hesabı ödeyip evine dönecek ve ertesi sabah yine işe gidecekti. Her şey, her zaman olduğu gibiydi.

Dalga sesleri ve zihninde yuvarlanan onlarca düşünce arasında, karşısındaki masaya bir kadın geldi. Yanında ufak bir kız çocuğu ve elinde kırmızı bir vali vardı kadının. Önce, küçük kızı kucaklayıp, sandalyelerden birine oturttu kadın. Valizini, durması gerektiğini düşündüğü bir yere iliştirip, kızın sandalyesinin yanında ki sandalyeye de kendisi oturdu. O otururken sandalyeden bir gıcırtı yükseldi. Salih bir an kadınla göz göze geldi ama kadın, bakışlarını hemen kaçırdı. Rahatsızlık verdiğini hisseden Salih, içinde bir utanç hissederek başını çevirdi ve birasından bir yudum daha aldı. Aklında, daha önce de defalarca düşündüğü seyahat planlarının üzerinden yeniden geçerken garson küçük kıza, tost ve ayran servisi yapıyordu. Kadına da bir fincan çay bırakarak masadan uzaklaştı.

Salih, ikinci birasını sipariş ettiğinde küçük kız, çay bahçesinden dolaşıyor, kendi kendine şarkılar söylüyor ve elindeki bebekle oyunlar oynuyordu. Kadın ise bir sigara yakmıştı bir yandan da telefonda biri ile konuşuyordu.

  • Dondurma ister misin?

Bir an ne olduğunu anlayamayan Salih, sese doğru başını çevirdiğinde küçük kız ile göz göze geldi. Dönüp kadına baktı ama kadın hala telefonda konuşuyordu. Tekrar kıza dönüp;

  • Hayır teşekkür ederim ama belki annen ister. Ona da sormak ister misin?

Acemice kızı kendinden uzaklaştırmaya çalışırken – çünkü çocuklarla arası hiç bir zaman iyi olmamıştı Salih’in ve eski karısı da bu yüzden terk etmişti onu.

  • Hilal kızım! Rahatsız etme kimseyi. Gel buraya lütfen. Tostunu da bitirmemişsin bak.
  • Doydum anne. Artık yemek istemiyorum. Ama tatlı olarak dondurma yiyebiliriz.
  • İnsanlarla konuşmayı çok sever. Kusura bakmayın. Size rahatsızlık vermedi umarım.
  • Hayır. Aksine, memnun oldum. Benden dondurma siparişi almaya çalıştı sadece. Ama izin verirseniz ona bir dondurma ısmarlayabilirim. Tabi size de…

Salih, söylediklerine kendi de inanamıyordu. Kimseyle, kolay kolay iletişime geçmez, kendi halinde otururdu. Ama bu küçük kız sanki kapalı bir kapıyı aralamıştı bilmeden.

  • Yok, teşekkür ederiz. Buna hiç gerek yok.
  • Israr ediyorum. Küçük bir kızın isteğini gerçekleştirme fırsatını elimden almayın lütfen. Hem o söyleyince benim de canım çekti şimdi.

Kadının bir kere daha hatır demesine fırsat vermeden, garsona dondurma siparişini vermişti bile Salih. Zaten bu ufak, sahil kenarı, çay bahçesinde, çok da fazla dondurma seçeneği yoktu. Dondurmalar servis edildiğinde, küçük kız koşarak Salih’in yanına gelip elinden tuttu. O anda içinden bir şeyler koptu sanki Salih’in.

  • Sen de gel, bizimle birlikte ye dondurmanı. “Nolur” hadi gel.
  • Hilal! Amam ayıp anneciğim. Gel sen buraya hadi. Dondurma için teşekkür ederiz.
  • Adın ne senin?
  • Salih
  • Anne! Salih amca da bizimle birlikte dondurma yiyebilir mi? Ben onu çok sevdim.

Salih o an sanki yavru bir köpekcikmiş gibi hisetti. Çaresizce etrafta dolaşırken, bu küçük kız onu bulmuş, şimdi de annesine kabul ettirmeye çalışıyordu. Salih o sıcak yuvada bir yer bulabilecek miydi? Ne yapacağını bilmez bir halde kollarını iki yana açtı ve kızın annesine baktı. Onay alınca, dondurmasını da alıp kızla birlikte masalarına gitti ve boş sandalyelerden birine oturdu.

  • Kusura bakmayın. Böyle biraz garip oldu. Adım Salih.
  • Asıl siz kusura bakmayın. Ama Hilal sizi çok sevdi. Dondurma için de yeniden teşekkür ederiz. Benim adım Rüya, Hilal de kızım. Ufak bir seyahate çıkıyoruz. Kardeşim, bir saat kadar sonra bizi buradan alacak.
  • Çok memnun oldum. Demek seyahate çıkıyorsunuz. Size özendim şimdi vallahi. Ben de nicedir düşünüyorum ama henüz gerçekleştiremedim.

O akşam her şey, alışılmışın dışında ilerliyordu Salih için. Uzun zamandır kimse ile oturup sohbet etmemişti. Bu minik kız çocuğu, içinde bir yerlerde gizli kalmış, unutulmuş bir kapıyı aralamıştı sanki. Uzun uzun konuştular kadınla. Kadının saçları kısaydı.  Çok güzel ve masum bir yüzü vardı. Konuşurken, istemsizce tek kaşını kaldırıyordu. Bu hareket ona çok yakışıyordu. Birlikte seyahatlerden, oyunlardan, şarkılardan, hayattan bahsettiler. O bir saat, hayatındaki en güzel anlardan biriydi sanki Salih’in.

  • Salih! Salih?!
  • Hah! Ne?! Efendim Mustafa abi?
  • Başka bir isteğin var mı? Artık yavaştan kapatıyoruz.

Salih, oturduğu yerden hızlıca doğruldu. Sandalye yeniden çatırdadı. Etrafına bakındı ama kimse yoktu.

  • Hayır Mustafa abi başka bir isteğim yok. Teşekkür ederim. Bir kız çocuğu vardı annesiyle…
  • Ha… Onlar gitti. Bir saat kadar önce biri geldi aldı onları. Tanıyor muydun ki?
  • Hayır abi. Yok, tanımıyordum.

Salih, tokat yemiş gibi kendine geldi. Her şey, o kadar gerçek gibiydi oysa, diye düşündü. Kendi zihninde, karşı masasına gelip oturan bir kadın ile tanışmış, sohbet etmiş ve güzel zaman geçirmişti. Sanki gerçekten, ufacık bir an bile olsa, birbirlerinin hayatlarına dokunmuşlardı. Bir rüya gibi gelip geçmişti oysa.

 

Umut Işığı

Karardı dünya
Söndü tüm ışıklar
Tüm renkler inzivaya çekildi sanki
İçimdeki sevgi kendini kalbe kilitledi

Bir ışıktı belki umut
O da benimle yitip gitti
Aradığım ne varsa
Gözden kayboldu şimdi

Dolaşsam sokak sokak hiçliklerde
Ya da haykırsam avaz avaz nafile
Biliyorum ki gerçek bu
Yok artık sesimi duyan

“Hayatım” dediğim herşey
Aslında hiç olmamışçasına
Kaçtı gitti ellerimden bir hoşçakal bile demeden
Bir ben bir de içimdeki fırtına kaldı geriye

Bir şeyler aramak yorucu artık
Kendimle konuşmak anlamsız ve boş
İhtiyaç duyulan bir umut ışığı idi
O da artık çok uzaklarda şimdi

Artık tek çare
Bu kalp dinmeden
Ve bu nefes solmadan
Gel…